27 Aralık 2010 Pazartesi

Çanakkale Şehitllerine - Mehmet Akif Ersoy

Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

Atilla İlhan - Ben Sana Mecburum

BEN SANA MECBURUM Puan Ver : Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun

Sevmek kimi zaman rezilce korkudur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun

Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.. Yazar : ATTİLA İLHAN

Yigit Özgür

Paul Krugman blog

http://krugman.blogs.nytimes.com/

26 Aralık 2010 Pazar

Depeche Mode - Somebody lyrics

Somebody Lyrics
Artist(Band):Depeche Mode Review The Song (1) Print the Lyrics




Send "Somebody" Ringtones to Cell


I want somebody to share
Share the rest of my life
Share my innermost thoughts
Know my intimate details
Someone who'll stand by my side
And give me support
And in return
She'll get my support
She will listen to me
When I want to speak
About the world we live in
And life in general
Though my views may be wrong
They may even be perverted
She'll hear me out
And won't easily be converted
To my way of thinking
In fact she'll often disagree
But at the end of it all
She will understand me
And I....

I want somebody who cares
For me passionately
With every thought
With every breath
Someone who'll help me see things
In a different light
All the things I detest
I will almost like
I don't want to be tied
To anyone's strings
I'm carefully trying to steer clear of
Those things
But when I'm asleep
I want somebody
Who will put their arms around me
And kiss me tenderly
Though things like this
Make me sick
In a case like this
I'll get away with it
And in a place like this
I'll get away with it
And I....
I want somebody

Müzik Linkler

http://www.dailymotion.com
http://www.myspace.com/
http://musicovery.com/
http://www.vh1.com/
http://www.youtube.com/
http://www.coldplay.com/

Ekonomi -Finans - Muhasebe Kaynak linkleri

http://www.fatih.edu.tr/~alicoskun/links/accounting.htm
http://www.cepr.org/default_static.htm
http://www.ceterisparibus.net/
http://www.investopedia.com/terms/c/cashflow.asp
http://www.denetimnet.net
http://www.oecd.org/
http://econpapers.repec.org/
http://www.emergingmarketsmonitor.com/
http://www.marketwatch.com
http://www.eeassoc.org
http://www.the-financedirector.com/
http://www2.lse.ac.uk/home.aspx
http://www.voxeu.org/
http://www.muhasebefinans.com/
http://www.ikv.org.tr/
http://blog-imfdirect.imf.org/
http://www.nakedcapitalism.com
http://web.worldbank.org/
http://www.tek.org.tr/
http://www.tspakb.org.tr
http://www.finanskulup.org.tr
http://www.ufe.org.tr
http://www.brettonwoodsproject.org/
http://www.bloomberg.com
http://www.deloitte.com/view/tr_TR/tr/index.htm
http://www.dunyagazetesi.com.tr/
http://ekonomiturk.blogspot.com/
http://www.bilgeyatirimci.com
http://www.worldbank.org/

İslam Çupi - Fenerbahçe üzerine

Türkiye'de, Fenerbahçe Cumhuriyeti sağlıklı başarılı ve ilkse bu ülkede her
şey mutlu ve huzurludur. Esnafın yüzü güler, parakendeci ve toptancıların
tezgahında mal kalmaz. Tiyatrolar, sinemalar, sazlar, barlar meyhaneler fuldur.
Stadlar Türkiye'nin her vilayetinde lebaleptir.

Fenerbahçe gittiği her kente kendi ile birlikte büyük bereketini götürür, ibneler diye uğurlanmasına rağmen. Fenerbahçe Cumhuriyeti ortalıkta yoksa, Türkiye yoktur, futbol yoktur, bolluk yoktur, insanlar yoktur, canlılar güç nefes alır ve bu ülke kısa süre sonra yaşayan yer olmaktan çıkıp, mezarlık olur.

Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz

Bülent Ecevit - Pülümür'ün Yaşsız Kadını

PÜLÜMÜRÜN YAŞSIZ KADINI


Pülümürün bir dağ köyünde gördüm onu
yaşını sordum bir giz gibi güldü
kimi seksen dedi köylülerden kimi yüz
yüzüne baktım bir giz gibi güldü

bir asa vardı elinde
bir solmuş kırallığın
kadifeden harmanisi üzerinde
bir hititliydi o bir selçukluydu
bir ermeniydi bir kürttü
bir türk

yaşını sordum bir giz gibi güldü
koluma girdi bir soylu kadınca
tozlu köy yolunda sürüyerek eteğini
beni tek gözlü sarayına götürdü
köy yapısı kulübesinin

zamanı onda yitirdim ben
yitik zamanlara onda eriştim
en soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayında
bir taç gibi kondu başıma Türkiyeliliğim


Bülent ECEVİT

Joseph Stiglitz - CV 58 sayfa

http://www.josephstiglitz.com/

Alex

Galatasaray üzerine

Avusturya

Valencia

Stockholm

İsvicre

24 Aralık 2010 Cuma

Legal Mali Hukuk dergisi yazım

Dünya gazetesi yazim

Şirket sunum

Sağ Sol Kavramları,3. Yol ve Türkiye Yansımaları Üzerine

SAĞ – SOL KAVRAMLARI , 3. YOL ve TÜRKİYE YANSIMALARI ÜZERİNE KISA BİR DEĞERLENDİRME

İçinde yaşadığımız günlerde Amerika ve İngiltere’de dev finans kuruluşlarının iflası ve bazılarının devlet tarafından kurtarılması gerçekliğinin ardından kapitalizm ve serbest piyasa ekonomisinin geçerli argümanları tekrar gündeme geldi. Özellikle karın özele zararın ise kamuya yüklenmesi ekonomilerde piyasa, devlet, sistematik risk,ahlaki tehlike ( moral hazard ) gibi kavramlarda tartışmaları alevlendirdi. Sağın geleneksel neo liberal yaklaşımları ile solun Sovyet Marksizm geleneğinden gelen devletçi geleneği üzerine kafa yoranlar her iki yaklaşımında günümüz dünyasında ekonomilerin içinde bulunduğu çıkmazlar konusunda çok fazla açılım yapamadığı konusunda hemfikir gözüküyor. Sadece bireyin ve bireyciliğin kutsandığı, ekonominin kendi içinde dengeyi sağlayacağı fikrinin değişmez olarak kabul edildiği neo liberal ekonomik ve politik yaklaşımları savunan entelektüel ve siyasi sınıfın son günlerde yaşadıklarımız karşısında nasıl bir yaklaşım göstereceklerini tam olarak bilmesemde piyasa ekonomisininde zaman zaman dönemsel krizlere girdiği ve görünmez el yerine görünür bir el tarafından dengeye ittirilmesi gerekliliği artık su götürmeyecek bir gerçeklik olarak önümüzde duruyor.

Bu tartışmalar çerçevesinde günümüz toplumlarında ve Türkiye’de toplumsal hizmet ve üretimin arttırılmasına yönelmiş, bu artışın daha adil ve hakkaniyetli dağılımını gözeten, gelenek ve modernliği bir arada yaşatmayı hedefleyen, kültürel eğilimleri daha fazla önemseyen, heterojenliği teşvik eden bir harekete her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğumuz kesin. İngiltere’de Tony Blair, Almanya’da da Gerard Schroder’in önderliğini yapmış olduğu bu siyasi hareketin eski tip katı, bürokratik, aşırı devletçi, devleti ön plana çıkaran sol anlayışa alternatif olarak Avrupa toplumlarında uzun yıllar etkili olduğu görüldü. Türkiye gerçeğine baktığımız zaman ise şu an sosyal demokrat olarak adı geçen partinin bu eğilimler ve toplumu kucaklayıcı yaklaşımlar yerine günlük politikaların peşinden koştuğunu maalesef üzülerek görmekteyim. Dar bakış açılı ve Türkiye’nin politik, ekonomik ve sosyolojik gerçeklerini analiz etmeden yapılan politikaların Türk sosyal demokrasisini getirdiği nokta ortada. Çok düşük bir oy oranı, problemleri analiz etme ve çözmede beceriksizlik, her konuda muhalif tavır, topluma güven vermeme.

Yukarda belirttiğim gerçekler karşısında yoksulluğun ve yoksunluğun üst seviyede olduğu, beyaz ve mavi yakalı emekçi kesimlerin ciddi sorunlar yaşadığı,eğitim, sağlık, sosyal adalet, hukukun üstünlüğü gibi sosyal devletin temel unsurlarına ihtiyacın en yüksek olduğu bu dönemde toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak, muhafazakar çevrelerden bile oy alabilecek, toplumun karmaşık yapısını bilen ve bu doğrultuda hareket eden bir hareketin gerçek bir iktidar seçeneği olmaması için hiçbir neden gözükmemektedir. Böyle bir hareket Türkiye’de uzun bir zamandır dengesi bozulmuş olan siyasi yaşamımızı tekrar doğru bir yöne koyacak ve demokrasinin en temel özelliği olan halk iradesinin yönetime daha etkin biçimde yansımasının aracı olacaktır.

Üniversite sunum



23 Aralık 2010 Perşembe

Deloitte Times Röportaj

http://www.deloitte.com/assets/Dcom-Turkey/Local%20Assets/Documents/turkey-tr_dt_TheDeloitteTimes-Eylul-Ekim2010_111110.pdf

Global Kriz,Türkiye Gerçeği ve Çıkış Yolları Üzerine

GLOBAL KRIZ, TURKIYE ORNEGI VE CIKIS YOLLARI UZERINE

Amerikan finansal piyasalarindan kaynaklanan ve temeli ipotekli konut kredisi alanlarin evlerinin degeri arttiginda artis kadar yeni ipotek karsiligi kredi aldigi ve kredi veren kuruluslarinda bu ipoteklerin karsiliginda tahvil piyasaya surerek buradan gelen kaynakla baska krediler verdigi bir yapi ve bu karmasik yapi sonucunda ortaya cikan suni fiyatlarin yarattigi karsiliksiz paralar ve kagitlar olan bir sureci yasadik hep beraber. Ozellikle 2001 sonrasi donemde Amerikan ekonomisi kotu sinyaller vermeye baslayinca FED tarafindan ciddi faiz indirimlari gerceklestirildi. Bu durum genel kredi hacminin artmasina ve emlak fiyatlarinda sismeye yol acti.  Yapilan yaklasik hesaplamalar sonucunda bu islemlerin toplaminin 120 trilyon dolar oldugu varsayilmakta. Dunya uzerinde yillik gayrisafi milli hasilanin 2007 yili icin yaklasik 62 trilyon dolar oldugunu varsaydigimizda hacmin buyuklugunu daha net anlamamiz mumkun olabilir.

Turkiye ekonomisinin 2001 yilinda yasadigi buyuk kriz ve % 10 civarinda kuculmeye yol acan surecin benzerini Amerika ve buna paralel olarak Avrupa finansal piyasalari yasadi. Bizdeki surecte benzeri sekilde devlet mekanizmasinin denetim anlaminda yetersiz kaldigi ve bankalarin enflasyonist ortaminda verdigi esnek ortami kullanarak, birtakim back to back islemleri de aktif olarak kullanmasi yoluyla bu bosluktan fiilen faydalandigi bir surecti. Kriz sonrasi guclu ekonomiye gecis programi ile birlikte bankalar yeniden yapilandirilarak daha saglikli bir aktif yapisi, sermaye yeterlilik rasyolarinda ciddi bir duzelme saglandigi gercegi acik olarak gozukmekte. Bu gelisme bizim icinde bulundugumuz ortamda finans kuruluslarimizin global krizden etkilenme derecesini oldukca asagiya cekmistir. Diger bir avantajimiz ise yatirim bankaciligimizin genel anlamda bankacilik sektorunun yapisi icinde olmasi ve Amerika’daki gibi bagimsiz bir yapilanma icinde olmamasidir. Ozelllikle Bear Stearns’in ABD’nin en buyuk yatirim sirketlerinden JP Morgan Chase tarafindan satin almasi sonrasi Lehman Brothers’in iflasini aciklamasi krizin ivmesini arttirmistir. Lehman Brothers’in aktif toplaminin yaklasik 600 milyar dolar, Turk bankacilik sisteminin aktif toplaminin ise yaklasik 500 milyar dolar civarinda olmasi bu iflasin nasil bir etki yarattigi konusunda bir fikir verebilir sanirim. Boyle bir ortamda Turk bankacilik sektoru riskli enstrumanlar yerine klasik bankacilik enstrumanlari ile hareket etmenin avantajiyla global krizden su an itibariyle daha az etkilenmis gozukuyor. Fakat acik olarak kabul edilmesi gereken bir gercek ise Turk bankacilik sisteminde yabanci payinin oraninin son yillarda cok ciddi bir artis icinde olmasidir. Olaya bu cerceveden baktigimizda dis dunyada olan gelismelerin bizi etkilemeyecegi varsayimi cok iyimser ve gercekten uzaktir. Uluslarasi finans piyasalarinda cok ciddi daralmalar ve kredi finansmaninda cok ciddi zorluklar yasandigi ve kamu ve ozel borc stogunun onemli bir kisminin global finans kuruluslari tarafindan saglandigi bir ortamda 2009 yilinda ozellikle sendikasyon kredilerinin yenilenmesi ,


ozel sektorun varolan borclarini dondurmesinde sikisiklik yasacagi ve cok yuksek faiz maliyetlerine katlanacagi cokta gercekten uzak olmayan fiili bir durum.

Bu gunlerde Turkiye Cumhuriyeti Hukumeti’nin IMF ile yeni bir anlasma yolunda  olduguna dair birtakim haberler devamli gundemimizde bulunmakta. Piyasalara guven verecek ve yurtdisi piyasalarda kredibilitemizi arttiracak bu anlasma kotumser bir ortamda nefes alma saglayacaktir bize. Ama asil rahatlama Washington’da Kasim ayi icinde toplanan ve dunya gayrisafi milli hasilasinin yaklasik % 90’ini olusturan G-20 ulkelerinin liderlerinin zirvesinin sonucunda ortaya cikan bildiride belirtildigi gibi gelecekte bu ve buna benzer krizlerden kacinmak icin alinacak tedbirlerin devreye girmesiyle saglanabilir. Bu bildiri cercevesinde uygulamaya konulacak cesitli tedbirler, ozellikle uluslararasi dayanisma ve ortak politikalar uygulanmasi, IMF ve Dunya Bankasi gibi kurumlarin daha etkin rol olmasi, uluslararasi finansal kuruluslarin daha siki denetimi ve takibi, seffaflik ve hesap verebilirlik gibi kavramlarin daha on plana cikmasi kriz ihtimalini tamamen kaldirmasada krize yol acabilecek etkenlerin olusmasina kismi olarak yardimci olacaktir. Turkce’ye ahlaki risk olarak cevirebilecegimiz “ moral hazard “ kavrami daha fazla gundemde olacaktir. Karlarin ozele veya bireysel servete,  zararin ise devlete yani dolayli olarak vergi odeyenlere yuklendigi bir sistemin cok daha fazla surmesini beklemek gercekci olmayacaktir.

Bu krizin ekonomi bilimi acisindan degerlendirmesine geldigimizde ise temel olarak soyleyebilecegimiz en temel konunun Keynesyen goruslerin tekrar dunyanin gundemine geri donmesidir. Ozellikle 2. Dunya savasi sonrasi refah toplumu yaratma surecinde dunya ekonomisinde etkin olan bu gorus devletin ekonomiyi duzenleme islevi ve gerektigi durumlarda talep yollu politikalar yoluyla ozellikle de maliye politikalariyla toplumda tam istihdan duzeyini saglama misyonunu da icermektedir. Sanayilesmis ulkelerde sosyal devlet ve az gelismis ulkelerde ise kalkinmaci politikalar olarak yansiyan bu gorus 1980’li yillarla birlikte etkinligini basini Milton Friedman’in cektigi ve koklerini Adam Smith’in “ Uluslarin zenginligi “ calismasindan alan parasalci ve yeni klasik okulun etkinligine birakti. Piyasa ekonomisinin tam istihdam ve denge getirecegini ozellikle kendine temel edinmis, devlet mudahalesine tamamen karsi, enflasyonun sadece parasal bir olgu oldugunu israrla savunan bu okulun temsilcileri Ingiltere’de Margaret Thatcher, ABD’de ise Ronald Reagan politikalarinin ideolojik altyapisini saglamislardir. Turkiye’de de Ozal donemi politikalarinin bu ideolojik temel uzerinde yeserdigi genel uygulamalardan gorulebilmektedir.

Kapitalizm veya serbest piyasa ekonomisi dedigimiz anlayisin bize gecmisteki verdigi orneklere dayanarak dalgali bir seyir izledigi, zaman zaman 2002 – 2007 doneminde yasadigimiz gibi ekonomik buyumenin dinamik ve istikrarli oldugu, zaman zaman ise durgunluk ve yatay buyume sureclerine yol actigini goruyoruz. Bu gelismeler karsisinda onculugunu Almanya’da Gerard Scroder, Ingiltere’de Tony Blair, Amerika’da ise Bill Clinton’un yaptigi 2000 yillarin basina damgasini vuran

ideolojik temelini Ingiliz ekonomist ve toplumsal kuramci Anthony Giddens”dan alan 3. yol fikri piyasa ekonomisi ile sosyalizm arasinda daha etkin ve toplumsal fayda ile bireysel fayda arasinda bir yol onermektedir. Bu ve buna benzer goruslerin icinden gectigimiz bu kritik gunlerde ekonomi ve sosyoloji bilimlerinde yapilabilecek diger acilimlarla birlikte 2008 sonrasi dunya duzeni icin insanlara yeni vizyonlar ve bakis acilari getirecegi gorulmektedir.     

  

Uluslarası Finans Merkezi Projesi olarak Istanbul

ULUSLARARASI FİNANS MERKEZİ PROJESİ : İSTANBUL

Politik ve ekonomik gündemimizde yer alan önemli konulardan biri de İstanbul’un uluslararası finans merkezi olmasına yönelik çalışmalar. Bu konudaki pozitif ve negatif yaklaşımlar genelde ideolojik bazlı olarak değerlendiriliyor. Ben konuya biraz daha gerçekci ve ekonomimize getireceği yararlar açısından bakmak istedim. Dünyada şu an itibariyle uluslararası finans merkezi sayabileceğimiz 5 şehir bulunmakta. Bunlar New York, Frankfurt, Londra, Tokyo ve Dubai. Bu şehirler dışında bölgesel finans merkezi olarak aklımıza ilk gelebilecek şehirler ise Hong Kong,Singapur,Paris.

Yapılan araştırmalar çerçevesinde,uluslararası  finans merkezi olabilmenin aşağıdaki koşulları sağlaması gerekmekte. Koşulları belirttikten sonra detaylarına girebiliriz.

-         Güçlü ve istikrarlı bir ekonominin varlığı 
-         Finans sektörünün gelişmişliği
-         Nitelikli işgücü kapasitesi
-         Fiziksel altyapının sağlanmış olması
-         Düzenleme altyapısı

Güçlü ve istikrarlı bir ekonomi uluslararası finans merkezi olmanın en temel koşulu gibi gözüküyor. Finans sektörü özü itibariyle hizmet üreten bir sektör olduğu için ekonomik faaliyetlerin yoğun ve devamlı büyüyen şirketlerin bulunduğu lokasyonlar önem arzediyor. Ülkemizin şu anda büyüklük olarak dünya ekonomisinde 17. sırada olduğunu biliyoruz. Ekonominin kalbinin attığı yerde İstanbul hiç kuşkusuz.Toplam vergi gelirinin yarısı İstanbul’dan toplanıyor. Bu anlamda İstanbul’un bu açıdan çok büyük problemi yok gibi gözüküyor. İstikrar konusunda geçmişe göre daha iyi durumdayız. Ekonomimiz siyasi ve dışsal etkilere önceki dönemlerde olduğundan daha az tepki veriyor.

Finans sektörümüzü incelediğimizde,burada en temel kriter olarak alabileceğimiz kriter uluslararası standartlarda hizmet veren banka,aracı  kurum ve sigorta şirketlerinin varlığı ile bunları tamamlayıcı hukuki ve mali danışmanlık hizmetlerinin varolması. Son yıllarda bankalar ve sigorta şirketlerimizde yabancı sermaye payının hangi oranlara geldiğini göz önünde bulundurursak kötü bir noktada olmadığımızı söyleyebiliriz. Hisse senedi piyasamızda yeni halka açılmalarla nispeten belli bir derinlik kazanmış durumda.

Hizmet sektörünün genelinde olduğu gibi finans sektörününde en önemli varlığı nitelikli  çalışanları. Türkiye genç ve dinamik nüfusuyla, özellikle İstanbul’da yerleşik bulunan eğitimli işgücüyle bu talebin büyük kısmını karşılama gücüne sahip. Her yıl işgücüne katılan yeni insan sayımızın 700 bin ile 1 milyon civarında olduğunu düşünürsek, finans alanında yapılacak bir atılımın işsizlikle mücadelede pozitif bir etki yapacağı açık görünen bir gerçektir.

Fiziksel altyapının koşullarının sektörün etkin biçimde çalışması için kaçınılmaz olduğu da açık bir gerçek. Bu konuda İstanbul henüz mükemmel seviyede sayılmayabilir. Hükümetin bu alanda yapacağı yatırımlar ülkemize uzun vadeli olarak geri dönecektir.  Elektrik,doğalgaz, su, şehirler ve ülkelerarası ulaşım imkanları, internet ve telekomünikasyon hizmetleri,ofis imkanları gibi konularda eksiklikler gözden geçirilip eksiklik olan altyapısal koşullarda acilen iyileştirme yapılması kaçınılmazdır.
Yasal altyapının uluslararası standartlara uygun olması finans merkezi olmanın diğer önkoşullarından biri gibi gözükmekte. AB ile uyum sürecinde sermaye piyasamız, bankacılık sektörümüz ve muhasebe standartları uygulamalarımız çağdaş standartlara gittikçe yakınlaşmakta. Burada reforma en çok ihtiyacımız olan alan yargı sistemimizin işleyişi olarak görülebilir. Özellikle yargımızın işleyişinin düzeltilmesine ve hızlandırılmasına acilen ihtiyaç olduğu kaçınılmaz bir gerçeklik olarak önümüzde durmaktadır.

Yukarda bahsettiğim koşulların birçoğunda İstanbul kendine rakip diğer şehirlere oranla avantajlı bir konuma sahip. Özellikle coğrafi konum, finansal hizmet kalitesi ,gelir yaratma potansiyeli, sosyal yaşam ve iş yapma maliyeti açısından yılların getirdiği birikime de sahip olduğunu kabul edebiliriz. Farlı bir boyuttan baktığımızda ise yükselen petrol fiyatlarıyla dünyada en fazla likit kaynaklara sahip Körfez sermayesi parasını Amerika’da değerlendirme konusunda isteksiz. Çünkü 11 Eylül sonrası paralarını yatırdıkları ülkeye kendileri girmekte zorlanıyor ve bu riski göze almak istemiyorlar. Türkiye’nin bu fırsatı iyi kullanıp ekonomiyi sıcak tutmak amacıyla bu projeye her türlü desteği sağlaması, finansal hizmetler için gelecek paranın zamanla reel sektöre de kayacağı gerçeğiyle stratejisini bu kapsamda yeniden gözden geçirmesinde büyük bir fayda gözükmektedir.

TTK hakkında

TÜRK TİCARET KANUNU TASARISI VE ULUSLARASI RAPORLAMA STANDARTLARI HAKKINDA

1 Ocak 1957 tarihinde yürürlüğe giren 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu 48 yıldır ülkemizin ticari hayatına yön veren, ülkemiz ticari, sınai ve hizmet ilişkilerini düzenleyen bir konumda bulunmaktadır.  

Türk Ticaret Kanunu tasarısı yaklaşık 5 yıldır süren uzun ve yoğun bir çalışma sonucunda Prof. Dr. Ünal Tekinalp’ın başkanlığını yaptığı Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nı Hazırlama Komisyonu tarafından TBMM’ye sunulmuştur. Tasarı ticaret hukukunun temel kavramlarına yeni yorumlar getirmekte, eski ve kullanılmayan uygulamaları kaldırarak çağdaşlaşmayı ve kurumsallaşmayı hedef almaktadır. 

İçinde bulunduğumuz küreselleşme süreci toplumsal alanda da birçok yeniliği ve değişikliği de beraberinde getirmektedir. Dünya ekonomisinde eski sınırlar kalmamış olup, toplumsal ve ticari yaşamı düzenleyen hukuk kuralları da zaman zaman bu gelişmelerin gerisinde kalabilmektedir. Özellikle bilişim teknolojilerinde meydana gelen takibi zor değişimler ticari alışkanlıkları ve ticari gelenekleri geri dönülemez biçimde değiştirmektedir.  Özellikle bu yeni yapı içinde ulusların ve şirketlerin rekabet gücünün artmasında, büyüme ve yatırım planlarında şeffaflık, açıklık, hesap verilebilirlik,kurumsal yönetim kavramları öncelikli konuların arasına girmiştir. Bu gelişmeler çerçevesinde 2008 yılı içinde kanunlaşması beklenen yeni Türk Ticaret Kanunu AB hukuku ile uyumlaşma işlevi dışında bilgi toplumunun altyapısını inşa etme ve uluslararası raporlama standartlarına ve denetim ilkelerine de yürürlük imkanı sağlıyor. Bu anlamda uluslararası piyasalarla entegre olmuş, rekabet gücüne sahip işletmelerin etkin konumda olduğu bir ortam yaratmaya ve ekonomik istikrarın tesisi hedefine de kalıcı olarak hizmet ediyor. Kanunun getirmekte olduğu yeniliklerden bir diğeri de paysahiplerinin konumunu güçlendirici düzenlemelere yer vermiş olmasıdır. 

Gerçek demokrasinin temel özelliklerinden olan sermayenin tabana yayılması ve kurumsal yönetim prensibi anlayışı  Türk Ticaret Kanunu tasarısı ile birlikte sadece borsaya kote olan şirketleri ilgilendiren bir konu olmaktan çıkıp ekonomide faaliyet içindeki tüm şirketleri kapsayan bir hal almıştır. Uluslararası raporlama standartlarının da tam anlamıyla uygulanmaya başlaması ile mali tablolarda çeşitlilikten kaynaklanan problemlerden kaçınılmış olup mali tablo analiz ve yorumlarında standardizasyon gerçekleşmiş olacaktır

Türk Ekonomisi büyüme dinamikleriüzerine

TURK EKONOMISININ BUYUMESI VE BUYUME DINAMIKLERI UZERINE FARKLI BIR BAKIS ACISI



Turkiye Istatistik Kurumu ( TUIK ) tarafindan aciklanan en son verilere gore Turkiye ekonomisi 2008 yilinin ikinci ceyreginde bir onceki yilin ayni donemine oranla % 1,9 buyumus gozukmekte. Bu oran 2001 yilindan beri gerceklesen en dusuk ikinci ceyrek buyume orani olmasi acisindan dikkat cekici. Bu sonuca baktigimizda Turkiye ekonomisinin belli bir duraklama icinde oldugu gozukmekte.

Turk Ekonomisi 1950 sonrasi en buyuk buyume hizlarindan birine 2002 – 2007 yillari arasinda ulasmistir. Bu donemde Turk ekonomisi yillik ortalama 6,74 oraninda, kumule olarakta % 50 oraninda bir buyume potansiyeli gerceklestirmistir. Bir ulkenin kalici refah artisi ilgili ulkenin uretim kapasitesi tarafindan belirlenir. Uretim kapasitesi dedigimizde anlamamiz gereken ise uretimde kullanilan sermaye birikiminin ve teknolojinin niteligi ve niceligi ile insan kaynaginin kalitesidir. Ekonomilerde zaman zaman talep yollu politikalarla tuketim duzeyi uretim duzeyinin uzerine cikabilmekte fakat zaman icinde bu gecici refah sureci makroekonomik dengelerde  bozulmaya yol acmakta, odemeler dengesini ve dis ticaret acigini ciddi bicimde bozmakta, ekonomide enflasyonist baski yaratmakta ve kamu ve ozel sector borc stogunu ciddi bicimde yukseltmektedir. Talep yonlu politikalar belli bir sure sonra onumuze reel faizlerin artmasi, issizlik oraninin yukselmesi, ekonomik daralma  gibi sonuclari kacinilmaz olarak getirmektedir.

Uzun donemde Turk ekonomisinde kalici buyume saglamanin en temel yolu uzun vadeli yapisal donusum ve gelisim saglayacak adimlar atmaktir. Ozellikle egitim ve teknolojik altyapi calismalarinin uzun donemli etkisi  ekonomik buyume alaninda meyvelerini birkac nesil sonra vermektedir. Bugun katlanilan veya katlanilmayan maliyetler ilerki nesillerin refah seviyesinin en temel taslari olacaktir. Universite ile sanayinin isbirligi icinde yurumesi, Ar-ge calismalarinin milli gelir icindeki payinin yukseltilmesi, egitimli insan kaynagimizin en azami sekilde arttirilmasi, olcek ekonomisi ve uluslararasi Turk sirketlerinin sayisinin arttirilmasi gibi stratejik konularda kurumsal politika perspektifinin mutlaka olusturulmasi  ve bu konularda toplumda gunluk politik cekismeler disinda uzlasma saglanmasi ulkemizi BRIC ulkeleri karsisinda rekabet ortaminda one cikaracaktir. Turkiye’nin genc ve dinamik nufusunun iyi yonlendirilmesi ile uzun donemde gerek refah seviyesi gerekse toplumsal gelismislik anlaminda one cikmamasi icin hicbir sebep bulunmamaktadir. Yoksulluk ve egitimsizlik sarmalini kirmamiz icin yukarda bahsettigim konularda bir an evvel harekete ihtiyac vardir.