GLOBAL KRIZ, TURKIYE ORNEGI VE CIKIS YOLLARI UZERINE
Amerikan finansal piyasalarindan kaynaklanan ve temeli ipotekli konut kredisi alanlarin evlerinin degeri arttiginda artis kadar yeni ipotek karsiligi kredi aldigi ve kredi veren kuruluslarinda bu ipoteklerin karsiliginda tahvil piyasaya surerek buradan gelen kaynakla baska krediler verdigi bir yapi ve bu karmasik yapi sonucunda ortaya cikan suni fiyatlarin yarattigi karsiliksiz paralar ve kagitlar olan bir sureci yasadik hep beraber. Ozellikle 2001 sonrasi donemde Amerikan ekonomisi kotu sinyaller vermeye baslayinca FED tarafindan ciddi faiz indirimlari gerceklestirildi. Bu durum genel kredi hacminin artmasina ve emlak fiyatlarinda sismeye yol acti. Yapilan yaklasik hesaplamalar sonucunda bu islemlerin toplaminin 120 trilyon dolar oldugu varsayilmakta. Dunya uzerinde yillik gayrisafi milli hasilanin 2007 yili icin yaklasik 62 trilyon dolar oldugunu varsaydigimizda hacmin buyuklugunu daha net anlamamiz mumkun olabilir.
Turkiye ekonomisinin 2001 yilinda yasadigi buyuk kriz ve % 10 civarinda kuculmeye yol acan surecin benzerini Amerika ve buna paralel olarak Avrupa finansal piyasalari yasadi. Bizdeki surecte benzeri sekilde devlet mekanizmasinin denetim anlaminda yetersiz kaldigi ve bankalarin enflasyonist ortaminda verdigi esnek ortami kullanarak, birtakim back to back islemleri de aktif olarak kullanmasi yoluyla bu bosluktan fiilen faydalandigi bir surecti. Kriz sonrasi guclu ekonomiye gecis programi ile birlikte bankalar yeniden yapilandirilarak daha saglikli bir aktif yapisi, sermaye yeterlilik rasyolarinda ciddi bir duzelme saglandigi gercegi acik olarak gozukmekte. Bu gelisme bizim icinde bulundugumuz ortamda finans kuruluslarimizin global krizden etkilenme derecesini oldukca asagiya cekmistir. Diger bir avantajimiz ise yatirim bankaciligimizin genel anlamda bankacilik sektorunun yapisi icinde olmasi ve Amerika’daki gibi bagimsiz bir yapilanma icinde olmamasidir. Ozelllikle Bear Stearns’in ABD’nin en buyuk yatirim sirketlerinden JP Morgan Chase tarafindan satin almasi sonrasi Lehman Brothers’in iflasini aciklamasi krizin ivmesini arttirmistir. Lehman Brothers’in aktif toplaminin yaklasik 600 milyar dolar, Turk bankacilik sisteminin aktif toplaminin ise yaklasik 500 milyar dolar civarinda olmasi bu iflasin nasil bir etki yarattigi konusunda bir fikir verebilir sanirim. Boyle bir ortamda Turk bankacilik sektoru riskli enstrumanlar yerine klasik bankacilik enstrumanlari ile hareket etmenin avantajiyla global krizden su an itibariyle daha az etkilenmis gozukuyor. Fakat acik olarak kabul edilmesi gereken bir gercek ise Turk bankacilik sisteminde yabanci payinin oraninin son yillarda cok ciddi bir artis icinde olmasidir. Olaya bu cerceveden baktigimizda dis dunyada olan gelismelerin bizi etkilemeyecegi varsayimi cok iyimser ve gercekten uzaktir. Uluslarasi finans piyasalarinda cok ciddi daralmalar ve kredi finansmaninda cok ciddi zorluklar yasandigi ve kamu ve ozel borc stogunun onemli bir kisminin global finans kuruluslari tarafindan saglandigi bir ortamda 2009 yilinda ozellikle sendikasyon kredilerinin yenilenmesi ,
ozel sektorun varolan borclarini dondurmesinde sikisiklik yasacagi ve cok yuksek faiz maliyetlerine katlanacagi cokta gercekten uzak olmayan fiili bir durum.
Bu gunlerde Turkiye Cumhuriyeti Hukumeti’nin IMF ile yeni bir anlasma yolunda olduguna dair birtakim haberler devamli gundemimizde bulunmakta. Piyasalara guven verecek ve yurtdisi piyasalarda kredibilitemizi arttiracak bu anlasma kotumser bir ortamda nefes alma saglayacaktir bize. Ama asil rahatlama Washington’da Kasim ayi icinde toplanan ve dunya gayrisafi milli hasilasinin yaklasik % 90’ini olusturan G-20 ulkelerinin liderlerinin zirvesinin sonucunda ortaya cikan bildiride belirtildigi gibi gelecekte bu ve buna benzer krizlerden kacinmak icin alinacak tedbirlerin devreye girmesiyle saglanabilir. Bu bildiri cercevesinde uygulamaya konulacak cesitli tedbirler, ozellikle uluslararasi dayanisma ve ortak politikalar uygulanmasi, IMF ve Dunya Bankasi gibi kurumlarin daha etkin rol olmasi, uluslararasi finansal kuruluslarin daha siki denetimi ve takibi, seffaflik ve hesap verebilirlik gibi kavramlarin daha on plana cikmasi kriz ihtimalini tamamen kaldirmasada krize yol acabilecek etkenlerin olusmasina kismi olarak yardimci olacaktir. Turkce’ye ahlaki risk olarak cevirebilecegimiz “ moral hazard “ kavrami daha fazla gundemde olacaktir. Karlarin ozele veya bireysel servete, zararin ise devlete yani dolayli olarak vergi odeyenlere yuklendigi bir sistemin cok daha fazla surmesini beklemek gercekci olmayacaktir.
Bu krizin ekonomi bilimi acisindan degerlendirmesine geldigimizde ise temel olarak soyleyebilecegimiz en temel konunun Keynesyen goruslerin tekrar dunyanin gundemine geri donmesidir. Ozellikle 2. Dunya savasi sonrasi refah toplumu yaratma surecinde dunya ekonomisinde etkin olan bu gorus devletin ekonomiyi duzenleme islevi ve gerektigi durumlarda talep yollu politikalar yoluyla ozellikle de maliye politikalariyla toplumda tam istihdan duzeyini saglama misyonunu da icermektedir. Sanayilesmis ulkelerde sosyal devlet ve az gelismis ulkelerde ise kalkinmaci politikalar olarak yansiyan bu gorus 1980’li yillarla birlikte etkinligini basini Milton Friedman’in cektigi ve koklerini Adam Smith’in “ Uluslarin zenginligi “ calismasindan alan parasalci ve yeni klasik okulun etkinligine birakti. Piyasa ekonomisinin tam istihdam ve denge getirecegini ozellikle kendine temel edinmis, devlet mudahalesine tamamen karsi, enflasyonun sadece parasal bir olgu oldugunu israrla savunan bu okulun temsilcileri Ingiltere’de Margaret Thatcher, ABD’de ise Ronald Reagan politikalarinin ideolojik altyapisini saglamislardir. Turkiye’de de Ozal donemi politikalarinin bu ideolojik temel uzerinde yeserdigi genel uygulamalardan gorulebilmektedir.
Kapitalizm veya serbest piyasa ekonomisi dedigimiz anlayisin bize gecmisteki verdigi orneklere dayanarak dalgali bir seyir izledigi, zaman zaman 2002 – 2007 doneminde yasadigimiz gibi ekonomik buyumenin dinamik ve istikrarli oldugu, zaman zaman ise durgunluk ve yatay buyume sureclerine yol actigini goruyoruz. Bu gelismeler karsisinda onculugunu Almanya’da Gerard Scroder, Ingiltere’de Tony Blair, Amerika’da ise Bill Clinton’un yaptigi 2000 yillarin basina damgasini vuran
ideolojik temelini Ingiliz ekonomist ve toplumsal kuramci Anthony Giddens”dan alan 3. yol fikri piyasa ekonomisi ile sosyalizm arasinda daha etkin ve toplumsal fayda ile bireysel fayda arasinda bir yol onermektedir. Bu ve buna benzer goruslerin icinden gectigimiz bu kritik gunlerde ekonomi ve sosyoloji bilimlerinde yapilabilecek diger acilimlarla birlikte 2008 sonrasi dunya duzeni icin insanlara yeni vizyonlar ve bakis acilari getirecegi gorulmektedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder