23 Aralık 2010 Perşembe

Uluslarası Finans Merkezi Projesi olarak Istanbul

ULUSLARARASI FİNANS MERKEZİ PROJESİ : İSTANBUL

Politik ve ekonomik gündemimizde yer alan önemli konulardan biri de İstanbul’un uluslararası finans merkezi olmasına yönelik çalışmalar. Bu konudaki pozitif ve negatif yaklaşımlar genelde ideolojik bazlı olarak değerlendiriliyor. Ben konuya biraz daha gerçekci ve ekonomimize getireceği yararlar açısından bakmak istedim. Dünyada şu an itibariyle uluslararası finans merkezi sayabileceğimiz 5 şehir bulunmakta. Bunlar New York, Frankfurt, Londra, Tokyo ve Dubai. Bu şehirler dışında bölgesel finans merkezi olarak aklımıza ilk gelebilecek şehirler ise Hong Kong,Singapur,Paris.

Yapılan araştırmalar çerçevesinde,uluslararası  finans merkezi olabilmenin aşağıdaki koşulları sağlaması gerekmekte. Koşulları belirttikten sonra detaylarına girebiliriz.

-         Güçlü ve istikrarlı bir ekonominin varlığı 
-         Finans sektörünün gelişmişliği
-         Nitelikli işgücü kapasitesi
-         Fiziksel altyapının sağlanmış olması
-         Düzenleme altyapısı

Güçlü ve istikrarlı bir ekonomi uluslararası finans merkezi olmanın en temel koşulu gibi gözüküyor. Finans sektörü özü itibariyle hizmet üreten bir sektör olduğu için ekonomik faaliyetlerin yoğun ve devamlı büyüyen şirketlerin bulunduğu lokasyonlar önem arzediyor. Ülkemizin şu anda büyüklük olarak dünya ekonomisinde 17. sırada olduğunu biliyoruz. Ekonominin kalbinin attığı yerde İstanbul hiç kuşkusuz.Toplam vergi gelirinin yarısı İstanbul’dan toplanıyor. Bu anlamda İstanbul’un bu açıdan çok büyük problemi yok gibi gözüküyor. İstikrar konusunda geçmişe göre daha iyi durumdayız. Ekonomimiz siyasi ve dışsal etkilere önceki dönemlerde olduğundan daha az tepki veriyor.

Finans sektörümüzü incelediğimizde,burada en temel kriter olarak alabileceğimiz kriter uluslararası standartlarda hizmet veren banka,aracı  kurum ve sigorta şirketlerinin varlığı ile bunları tamamlayıcı hukuki ve mali danışmanlık hizmetlerinin varolması. Son yıllarda bankalar ve sigorta şirketlerimizde yabancı sermaye payının hangi oranlara geldiğini göz önünde bulundurursak kötü bir noktada olmadığımızı söyleyebiliriz. Hisse senedi piyasamızda yeni halka açılmalarla nispeten belli bir derinlik kazanmış durumda.

Hizmet sektörünün genelinde olduğu gibi finans sektörününde en önemli varlığı nitelikli  çalışanları. Türkiye genç ve dinamik nüfusuyla, özellikle İstanbul’da yerleşik bulunan eğitimli işgücüyle bu talebin büyük kısmını karşılama gücüne sahip. Her yıl işgücüne katılan yeni insan sayımızın 700 bin ile 1 milyon civarında olduğunu düşünürsek, finans alanında yapılacak bir atılımın işsizlikle mücadelede pozitif bir etki yapacağı açık görünen bir gerçektir.

Fiziksel altyapının koşullarının sektörün etkin biçimde çalışması için kaçınılmaz olduğu da açık bir gerçek. Bu konuda İstanbul henüz mükemmel seviyede sayılmayabilir. Hükümetin bu alanda yapacağı yatırımlar ülkemize uzun vadeli olarak geri dönecektir.  Elektrik,doğalgaz, su, şehirler ve ülkelerarası ulaşım imkanları, internet ve telekomünikasyon hizmetleri,ofis imkanları gibi konularda eksiklikler gözden geçirilip eksiklik olan altyapısal koşullarda acilen iyileştirme yapılması kaçınılmazdır.
Yasal altyapının uluslararası standartlara uygun olması finans merkezi olmanın diğer önkoşullarından biri gibi gözükmekte. AB ile uyum sürecinde sermaye piyasamız, bankacılık sektörümüz ve muhasebe standartları uygulamalarımız çağdaş standartlara gittikçe yakınlaşmakta. Burada reforma en çok ihtiyacımız olan alan yargı sistemimizin işleyişi olarak görülebilir. Özellikle yargımızın işleyişinin düzeltilmesine ve hızlandırılmasına acilen ihtiyaç olduğu kaçınılmaz bir gerçeklik olarak önümüzde durmaktadır.

Yukarda bahsettiğim koşulların birçoğunda İstanbul kendine rakip diğer şehirlere oranla avantajlı bir konuma sahip. Özellikle coğrafi konum, finansal hizmet kalitesi ,gelir yaratma potansiyeli, sosyal yaşam ve iş yapma maliyeti açısından yılların getirdiği birikime de sahip olduğunu kabul edebiliriz. Farlı bir boyuttan baktığımızda ise yükselen petrol fiyatlarıyla dünyada en fazla likit kaynaklara sahip Körfez sermayesi parasını Amerika’da değerlendirme konusunda isteksiz. Çünkü 11 Eylül sonrası paralarını yatırdıkları ülkeye kendileri girmekte zorlanıyor ve bu riski göze almak istemiyorlar. Türkiye’nin bu fırsatı iyi kullanıp ekonomiyi sıcak tutmak amacıyla bu projeye her türlü desteği sağlaması, finansal hizmetler için gelecek paranın zamanla reel sektöre de kayacağı gerçeğiyle stratejisini bu kapsamda yeniden gözden geçirmesinde büyük bir fayda gözükmektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder