SAĞ – SOL KAVRAMLARI , 3. YOL ve TÜRKİYE YANSIMALARI ÜZERİNE KISA BİR DEĞERLENDİRME
İçinde yaşadığımız günlerde Amerika ve İngiltere’de dev finans kuruluşlarının iflası ve bazılarının devlet tarafından kurtarılması gerçekliğinin ardından kapitalizm ve serbest piyasa ekonomisinin geçerli argümanları tekrar gündeme geldi. Özellikle karın özele zararın ise kamuya yüklenmesi ekonomilerde piyasa, devlet, sistematik risk,ahlaki tehlike ( moral hazard ) gibi kavramlarda tartışmaları alevlendirdi. Sağın geleneksel neo liberal yaklaşımları ile solun Sovyet Marksizm geleneğinden gelen devletçi geleneği üzerine kafa yoranlar her iki yaklaşımında günümüz dünyasında ekonomilerin içinde bulunduğu çıkmazlar konusunda çok fazla açılım yapamadığı konusunda hemfikir gözüküyor. Sadece bireyin ve bireyciliğin kutsandığı, ekonominin kendi içinde dengeyi sağlayacağı fikrinin değişmez olarak kabul edildiği neo liberal ekonomik ve politik yaklaşımları savunan entelektüel ve siyasi sınıfın son günlerde yaşadıklarımız karşısında nasıl bir yaklaşım göstereceklerini tam olarak bilmesemde piyasa ekonomisininde zaman zaman dönemsel krizlere girdiği ve görünmez el yerine görünür bir el tarafından dengeye ittirilmesi gerekliliği artık su götürmeyecek bir gerçeklik olarak önümüzde duruyor.
Bu tartışmalar çerçevesinde günümüz toplumlarında ve Türkiye’de toplumsal hizmet ve üretimin arttırılmasına yönelmiş, bu artışın daha adil ve hakkaniyetli dağılımını gözeten, gelenek ve modernliği bir arada yaşatmayı hedefleyen, kültürel eğilimleri daha fazla önemseyen, heterojenliği teşvik eden bir harekete her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğumuz kesin. İngiltere’de Tony Blair, Almanya’da da Gerard Schroder’in önderliğini yapmış olduğu bu siyasi hareketin eski tip katı, bürokratik, aşırı devletçi, devleti ön plana çıkaran sol anlayışa alternatif olarak Avrupa toplumlarında uzun yıllar etkili olduğu görüldü. Türkiye gerçeğine baktığımız zaman ise şu an sosyal demokrat olarak adı geçen partinin bu eğilimler ve toplumu kucaklayıcı yaklaşımlar yerine günlük politikaların peşinden koştuğunu maalesef üzülerek görmekteyim. Dar bakış açılı ve Türkiye’nin politik, ekonomik ve sosyolojik gerçeklerini analiz etmeden yapılan politikaların Türk sosyal demokrasisini getirdiği nokta ortada. Çok düşük bir oy oranı, problemleri analiz etme ve çözmede beceriksizlik, her konuda muhalif tavır, topluma güven vermeme.
Yukarda belirttiğim gerçekler karşısında yoksulluğun ve yoksunluğun üst seviyede olduğu, beyaz ve mavi yakalı emekçi kesimlerin ciddi sorunlar yaşadığı,eğitim, sağlık, sosyal adalet, hukukun üstünlüğü gibi sosyal devletin temel unsurlarına ihtiyacın en yüksek olduğu bu dönemde toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak, muhafazakar çevrelerden bile oy alabilecek, toplumun karmaşık yapısını bilen ve bu doğrultuda hareket eden bir hareketin gerçek bir iktidar seçeneği olmaması için hiçbir neden gözükmemektedir. Böyle bir hareket Türkiye’de uzun bir zamandır dengesi bozulmuş olan siyasi yaşamımızı tekrar doğru bir yöne koyacak ve demokrasinin en temel özelliği olan halk iradesinin yönetime daha etkin biçimde yansımasının aracı olacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder